12.05.2016

Ücretsiz Microsoft OneDrive Depolama Alanı 15GB'dan 5GB'ta Düşüyor


Ücretsiz Microsoft OneDrive Depolama Alanı 10.08.2016'dan itibaren 15'den 5 GB'ta düşüyor 5GB'dan daha fazla veri depoladıysanız Yedeklerinizi Alınız.

Ayrıntılar için resimdeki metni okuyunuz...

19.05.2014

Soma'da DNA Testlerinin ve Cesetlerin Karıştığını İddia Ediliyor


 

Soma'da DNA Testlerinin ve Cesetlerin Karıştığını İddia Ediliyor

Facebook'da bir profilde rastladığım bir paylaşım ben ne kadarı doğrudur bilmiyorum ama bilginize sunmak istedim neticede sosyal medyada çok fazla bilgi kirliliği var paylaşımın doğrulu konusunda zerre bilgim yok belki bir yetkili okurda peşine düşer bu iddianın diye paylaşıyorum...

Paylaşım Kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=581150271991822&set=a.119966268110227.21113.100002905645532&type=1


DNA TESTLERİ BAŞTAN SAVMA YAPILDI…
ÇOK SAYIDA CENAZE KARIŞTI…

Şimdi diyeceksiniz ki ortalığı karıştırma…
Karışıp karışmaması beni ilgilendirmiyor…
Benim işim bana anlatılanları yazmak.

Hırsız Tayyip’in sözlerini duydunuz mu?

“YANARAK ÖLEN BİR İŞÇİ YOK…”

Delilleri karartan Cani Taner de tasdiklemişti:

“YANARAK ÖLEN BİR KARDEŞİMİZ YOK…”

Yangında yanan işçi yoksa, neden en az yüz cesede DNA testi yaptınız?
Karbonmonoksit gazının, insan suratını değiştirdiği görülmedi.

Hadi cevap verin: DNA testlerini neden yaptınız?

Cenazeleri aileleri görmeden yıkatıp kefenlettiniz…

Sıkı sıkı tenbih ettiniz…

Bazı aileler bir de kendileri yıkamak istedi cenazesini, gördüğü manzara karşısında şüpheye düştü…

“Benim oğlumun göğsünde kıl yoktu… Fakat bu cenazenin göğsü kıl dolu…”

“Benim oğlumun göbeğinde ben yoktu… Fakat bu cenazede ben dolu…”

Yalan söylüyorsam, gidin cenaze sahiplerini dinleyin…
Bir çokları cenazesini görmedi…

DNA testlerinin alelacele yapıldığı ortada fakat baştan savma ya da bilinçli olarak uydur kaydır testler de olabilir…

Amaç: “Bak gördünüz mü her şeyi en kısa zamanda hallettik” olabilir…

Belki de bu DNA test işi hiç yapılmadı…

Bu saatten sonra yapacak bir şey de kalmadı…

Her cenaze sahibi, mezara gömdüğü yakınını kendi evladı, kardeşi, babası görecek…

Duasını edecek…

Kenan Akkuş (esrehber)


17.05.2014

Soma'nın Katili Soma Holding ve Çernobil'i Cehenneme Çeviren Rosatom Ülkemizde Nükleer Santral Kuruyor DUR DEMEK İÇİN İMZALA!

Rosatom şirketinin sebep olduğu Çernobil Nükleer Reaktör Patlamasından Sonra Dünyaya Gelen Çocuklardaki Radrasyona Bağlı Genetik Bozukluklar

 

 

HDP Grup Baskanvekili idris Baluken'in verdigi
Resmi Rakamlara Göre Sadece 2002-2013(AKP)
Donemınde Bir önceki dönemlere göre isçi
ölümleri %46 Artarak; 13BiN442 isçi isyerinde
iskazasında ölmüstur...
Kaynak: http://t.co/pnoNlsrnJC
Simdide AKP #Soma'da Yuzlerce kisiyi diri, diri
Gömen Soma Holding'e Sinop'ta,,, Çernobil
Nükleer Reaktör patlamasına sebep olan Olan
Milyonlarca Mahsumu Öldüren Rosatom
Sirketinede Mersin/Akkuyu'da Nükleer Santral
Kurdurmak niyetinde. SAKA YAPMIYORUM!!!
Soma holding simdilik ihaleye aday ama
Rosatom Kesin! Bu Gözü Dönmüsler Para Hırsı
Yuzunden Türkiye'yi Havaya Ucurmadan Önce
Kampanyamızı; Imzala Dilekçemize DESTEK OL!
 www.eczun.com/2014/05/cernobil.html

TIKLA İMZALA DESTEK OL!!! 

AK Parti'den Soma için araştırma önergesi

AK Parti, Soma'daki maden faciasının araştırılması için TBMM Başkanlığı'na Meclis Araştırma Önergesi sundu.
16.05.2014 Cuma 15:02
 AK Parti Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun ve 38 milletvekili arkadaşının imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunulan önergede, 13 Mayıs 2014 Salı günü Manisa'nın Soma ilçesinde, Soma Linyitleri İşletmesine ait ve özel sektörce işletilen maden sahasında ülkenin karşılaştığı en büyük maden kazasının meydana geldiği anımsatıldı.
Meclis "Soma" araştırmasını 20 gün önce reddetmiş

CHP'li Özgür Özel'in Meclis'teki Soma konuşması

Meclis'teki Soma madenleri görüşmelerinde uyarı yapılmışMilleti elim bir üzüntüye boğan bu kazanın nedenlerinin detaylı bir şekilde araştırılması gerektiği vurgulanan önergede, şu ifadeler kullanıldı:
"Tüm dünyada olduğu gibi madencilik sektörü ülkemizde de önemli bir sektördür. Yüksek oranda istihdam sağlama özelliğine sahip olması ve enerji sektörümüz başta olmak üzere, ekonomimize büyük oranda katma değer sağlaması açısından vazgeçilmez sektörlerimizden biridir.
Madencilik ve özellikle de yeraltı kömür madenciliği, kendine has üretim tekniği ve iş güvenliği açısından birçok sektöre göre farklılıklar göstermektedir. Yeraltı madenciliği, gerek teknoloji gerekse iş güvenliği açısından son yıllarda büyük gelişmeler göstermiş bir sektördür.
Bütün bu gelişmelere rağmen yeraltı kömür madenciliğinde riskler minimize edilmesine rağmen, ortadan tamamen kaldırılması işin doğası gereği mümkün olamamaktadır. Ülkemizde de bu riskleri ortadan kaldırmak veya minimize etmek amacıyla sektördeki gelişmelere bağlı olarak birçok mevzuat değişikliği ve sıkı denetimler yapılmaktadır.
22 Ekim 1984 tarihli ve 18553 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Maden ve Taş Ocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzük ile bu sektöre yönelik önemli bir mevzuat değişikliği yapılmıştır.
Bu tarihten 20 yıl sonra, 21 Şubat 2004 tarih ve 25380 sayılı Resmi Gazete ile Yeraltı ve Yerüstü Maden İşletmelerinde Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik 3 Aralık 1992 tarihli 92/104/EEC sayılı Avrupa Birliği Direktifi esas alınarak hazırlanmıştır."
TBMM'de 23. Dönemde, Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu başkanlığında Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulduğu belirtilen önergede, şunlar kaydedildi:

"Komisyon, 2010 yılı Mayıs ayında raporunu tamamlayarak Meclisimize ve kamuoyuna sunmuştur. Komisyonun çalışmaları ve önerilerini dikkate alan TBMM, 20 Haziran tarih ve 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nu kabul etmiştir.
Ayrıca, bu kanuna dayanarak ve Avrupa Birliği direktifleri doğrultusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız 19 Eylül 2013 tarihli ve 28770 sayılı Resmi Gazete'de Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği yeniden yayınlamak suretiyle yürürlüğü girmiştir.
Kazanın meydana geldiği ocağın bu yıl mart ayı içerisinde, en son yönetmelikler çerçevesinde yapılan denetimlerinde mevzuata aykırı bir durum olmadığı ifade edilmesine, ocağın en son üretim tekniklerine sahip olduğunun belirtilmesine rağmen, elim kaza meydana gelmiştir. Meydana gelen elim kazanın tüm boyutlarıyla araştırılması ve her yönüyle aydınlatılması büyük önem taşımaktadır.
TBMM'ye bu konunun araştırılmasında büyük görev düştüğü kanaatindeyiz. Bu nedenle TBMM'de Soma'da meydana gelen kazanın araştırılması için komisyon kurulmasını saygılarımla arz ederiz."

HDP de komisyon kurulmasını istedi

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de, 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm boyutları ile araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu temelde kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını istedi.
Gerekçe şöyle:
"13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasında şimdiye kadar açıklanan resmi rakamlara göre 284 maden emekçisi yaşamını yitirmiştir. Halen maden ocağında ulaşılamayan çok sayıda emekçinin olduğu bilgisi de mevcuttur. 13 Mayıs 2014 tarihinde saat 15.05 civarında gerçekleşen maden faciasıyla ilgili aydınlatılmayı bekleyen birçok nokta vardır.
Resmi ağızlardan yapılan ilk açıklamalarda facianın nedeni trafo patlaması olarak belirtilmiştir. Ancak daha sonra facianın trafodan değil, çok sayıda işçi çalıştırılması ve buna paralel olarak ortama çok fazla oksijen verilmesi sonucu kömürün alev almasından kaynaklandığı uzmanlar ve tanıklar tarafından ifade edilmiştir.
Daha önce de birçok kez yangınların çıktığı ancak bu yangın çıkan bölümlerin beton dökülerek kapatıldığı da iddialar arasındadır. Bu ve buna bağlı birçok nedenden dolayı gerçekleşen kazalarda birçok emekçi yaşamını yitirmiş, onlarca emekçi de yaralanmıştır.
Soma'da yeterli iş ve işçi güvenliğine yönelik önlemlerin işveren ve bakanlık tarafından alınmaması ve denetimlerin yapılmaması nedeniyle sürekli olarak gerçekleşen iş kazaları sonucu sadece 2013 yılında 9 maden emekçisi yaşamını kaybetmiştir.
Soma'da meydana gelen facianın en büyük sorumlusu bugüne kadar yeterli denetim ve incelemeyi yapmayan ilgili bakanlık ve bu konuda ilgili uzman kişi, kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayan hükümettir. Facianın bu kadar derinleşmesi ve dördüncü gününe ulaşmasına rağmen halen arama kurtarma çalışmalarının bitmemiş olması ve çıkarılmayan madencilerin varlığı ihmalkârlığın farklı boyutlarını ortaya koymaktadır.
Facianın gerçekleşmesinin hemen akabinde Yunanistan, ABD, Fransa, İsrail, Almanya, Polonya, İran, İngiltere ve Avrupa Birliği gibi ülkeler Türkiye'ye yardım talebinde bulunmalarına rağmen yardım talepleri hükümet tarafından reddedilmiştir.
Her anın dahi hayati olduğu zamanlarda geri çevrilen bu yardım talepleri, ölüm sayısının resmi olandan çok daha fazla olduğu ve facianın bütün boyutları ile bilinmesinin istenmediği iddialarını güçlendirmektedir.
Soma'da facianın gerçekleştiği anda vardiya değişimi yapıldığı aktarılmıştır. Vardiya değişimi öncesinde madende bulunan işçi sayısının 787 olduğu belirtilmiş, vardiya değişimi için madene giren bir sonraki mesai işçilerinin sayısının kaç olduğu kamuoyuna ifade edilememiştir.
Şimdiye kadar yaralı ve ölü olarak madenden çıkarılan işçilerimizin sayısı ile madenden bulunduğu halk tarafından dile getirilen işçi sayıları arasında oldukça büyük bir fark bulunmaktadır.
Özellikle son yıllarda artış gösteren işçi ölümlerinin en çok gerçekleştiği madencilik iş kolu, AKP döneminde hızlı bir özelleştirme ve taşeronlaştırma süreci geçirmiştir. Özelleştirme ve taşeronlaştırma Türkiye'de başta madencilik işkolu olmak üzere tüm iş kollarında işçi ölümleri sayısında artışa neden olmuştur.
Türkiye'de 2002-2013 yılları arasında toplam 880 bin iş kazası yaşanmış, bu kazalarda 13 bin 442 kişi hayatını kaybetmiştir. 1946'dan 2013 yılına kadar iş kazaları sonucu ölen işçilerin sayısı ise 61 bin 270'dir. Bu rakamlar oran olarak incelendiğinde; 1946 yılından 2002 yılına kadar yaşanan işçi ölümü 47 bin 728'dir.
Her yıl yaklaşık 852 kişi iş kazaları nedeniyle hayatını kaybetmiştir. 2002-2013 yılları arasında yaşanan işçi ölümleri sayısı ise 13 bin 442'dir. Her yıl yaklaşık olarak 1222 kişi iş kazaları nedeniyle hayatını kaybetmiştir.
AKP (2002-2013) döneminde hayatını kaybeden işçi sayısı son 56 yıla göre (1946-2002) yıllık olarak yüzde 46 artmıştır. Teknolojik gelişmelere ve iş güvenliği  esaslarının artmasına rağmen ölümlerin artması ters orantılıdır. Bunun nedeni başbakanın ifade ettiği gibi bu işlerin doğasından kaynaklı değil özelleştirme, taşeronlaştırma politikaları ve kapitalist modernitenin kar hırsıdır.
Tüm bu gerekçelerle 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm boyutları ile araştırılması, sorumluların tespit edilmesi ve bu temelde kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla bir meclis araştırma komisyonu kurulması elzemdir."

Türkiyedeki iş kazalarına bağlı ölümlerin elde edildiği Kaynak; CNNTURK

Başbakanın Somayla Alakası Yok Ben İnceledim Dediği Muhalefet'in #Soma önergesini AKP 29 Nisanda böyle reddedmişti - Belgeleriyle Soma Cinayeti

 #SomaSonOlsun Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi (ILO)176 Nolu yasayı Onaylamaları İçin imzala DESTEK OL!




Başbakanın Somayla Alakası Yok Ben İnceledim Dediği Muhalefet'in #Soma önergesini AKP 29 Nisanda böyle reddedmişti - Belgeleriyle Soma Cinayeti

 




Muhalefetin Soma önergesi 29 Nisanda AKP Tarafından RED edildi iddialarına Basbakan
"Recep Tayyip Erdogan" su sekilde cevap vermisti "O ONERGEYI BENIM ONUME KOYDULAR INCELEDIM ICINDE #SOMA ILE ALAKALI HIC BIRSEY YOKTU IFTIRA BUNLAR" demisti!!!
Olayın ne oldugunu bılmeyenler once Yasar hocanın tweetlerını sonrada sag taraftaki AKP
tarafından RED EDILEN #Soma'lı maden isçileriyle ılgılı onergeyı incelesin Amacımız
Basbakanın yalancı oldugunu ıspatlamak degil bunu zaten biliyorsunuz ve bile bilede oy
veriyorsunuz bizim amacımız katilleri ivsa etmek Zorunuza gıtmesın "Yalancıdan Basbakan
Olmaz" dıyende Basbakanın ta kendisidir zaten hele katillerden hiç olmaz bize göre...




 Soma önergesi 20 gün önce böyle reddedilmiş


FACİA, SOMA KÖMÜR İŞLETMELERİ’NE AİT KÖMÜR OCAĞINDA YAŞANDI.
- ANKARA
14 Mayıs 2014, Çarşamba
Muhalefetin, Soma’daki maden ocaklarında yaşanan olaylar konusunda, iktidarı peş peşe uyardığı ortaya çıktı..

MHP iki hafta önce, CHP ve BDP ise 20 gün önce Soma’daki maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının sebeplerinin araştırılmasını istedi. Muhalefet partilerinin TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması için verdiği önergeler de AKP tarafından reddedildi. Dün de CHP’nin işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin verdiği grup önerisinin görüşüldüğü sırada Soma’dan üzücü haber geldi. AKP, CHP’nin bu önerisini de reddetti. Kazanın ardından açıklamada bulunan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, muhalefet olarak Soma’daki madenlerin incelenmesi için Meclis komisyonu kurulmasını önerdiklerini hatırlattı ve, “Önergemiz 20 gün önce reddedildi. Manisa milletvekilleri olarak bıktık artık cenazeye gitmeye. Bu konuya TBMM, hatta Devlet Denetleme Kurulu el koysun.” dedi.
2013 YILINDA SOMA’DA 5 BİN KAZA YAŞANDI
MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay da iki hafta önce Meclis Genel Kurulu’na Soma’daki maden ocaklarında yaşanan iş kazalarının nedenleri ve alınması gereken önlemler hakkında uyarılarda bulunmuştu. Soma’da çalışan nüfusun yaklaşık 15 bininin maden ocaklarında çalıştığını hatırlatan Akçay, 2013 yılında Soma’da 5 bin iş kazası yaşandığını vurgulayarak, Genel Kurul’da şu ifadeleri kullanmıştı: “Bu kazaların yüzde 90’ı maden kazalarıdır. Soma’daki TKİ’ye bağlı Ege Linyit İşletmeleri’ndeki kazalarda çalışan 79 madenci ölmüştür. Soma’da son 10 yılda özel sektördeki kazalarda 20’den fazla maden işçisi hayatını kaybetmiştir.”
Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, olayla ilgili açıklama yaptı. Soma’daki kömür işletmesinin müfettişler tarafından en son olarak 13-14 ve 17-18 Mart’ta iş sağlığı ve güvenliği yönünden teftiş yapıldığını ve mevzuata aykırı bir durum görülmediğini bildirildi.

Video Direk Link: http://www.zaman.com.tr/gundem_soma-onergesi-20-gun-once-boyle-reddedilmis_2217215.html

Not: Buraya kadar herşey araştırılmış teyit ettirilmiş gerçeklerden fazlası değildi eksiği var fazlası yok isteyenler araştırabilir.

Akabinde madende çalışan ve diğer yüzlerce madenciyle beraber hayatını kaybeden  elektrik teknisyeni Ergün Sidal'ın ölmeden önceki tespitleri firma üzerindeki ihmal ve kansızlık iddialarını destekliyor onun haberinide aşağıya alıntılayacam artı MHP'nin olay yerini incelemek için oluşturduğu heyetinde ciddi iddiaları var onuda bir altta paylaşacam onun devamındada Soma maden'in soma holdinge Rödövans sistemiyle verildiği tamamen yalan olduğu ve hizmet alımı usülüyle verildiği yani madenin sahibi ve olan kazadan sorumluluğun devlet olduğunu RotaHaber iddia etti aslında iddia demek haksızlık olur oratada sayıştayın belgeleriyle ispatlanmış şeyler bunlar. Bundan sonrası sadece iddia beni aşar daha bir öok iddia var ama insanlarında bir haberi okumakta dikkat süreleri var o süreyi aşmaktansa az ve öz olsun akılda kalıcı olsun...

17 GÜNDÜR UYARIYORDU: FELAKET OLACAK !

17 gündür uyarıyordu: Felaket olacak !
Kurtulan işçilerin anlattıkları olayın ihmal zincirinin sonucunda faciaya dönüştüğünü ortaya koydu.
İşte, 140 kişinin bulunduğu H panosundan 6 arkadaşıyla kurtulan Mehmet Ali Dinçer’in anlattıkları: Madende ölen teknisyen Ergün Sidal, kabloların yükü kaldıramadığını 17 gün önce tespit etti. Yönetimi her gün uyardı, “Burada büyük felaket olacak, kimse bunun altından kalkamaz.” dedi, dinletemediOlaydan 10 gün önce temiz hava veren fanlar bozuldu, oksijensiz kalan 4 işçi hastaneye kaldırıldı. İlk müdahale yanlış yapıldı, madene ilk giren yetkili, “Bunlar için yapacak bir şey yok.” dedi. Halbuki arkadaşların çoğu yaşıyordu, sadece bayılmışlardı. S panosundaki 140 kişi yanlış yönlendirildiği için öldü. Facia günü, bana ve yangından sağ kurtulan diğer arkadaşlara para teklif ettiler.

Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan maden faciasının sebeplerine dair tartışmalar sürerken, olayın elektrik aksamından çıkan yangından kaynaklandığı iddiasını güçlendirecek önemli bir bilgiye ulaşıldı. Patlamadan 6 arkadaşıyla kurtulan Mehmet Ali Dinçer’in verdiği bilgiye göre, olaydan 10 gün önce elektrikten kaynaklanan sorun sebebiyle fanlar bozuldu. Dinçer’in de aralarında olduğu 4 kişi zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. Dinçer’in faciada hayatını kaybeden elektrik teknisyeni Ergün Sidal’la ilgili açıklamaları da hayli dikkat çekici. Dinçer’in verdiği bilgiye göre kabloların mevcut elektrik panolarının yükünü kaldıramadığını 17 gün önce tespit eden teknisyen Sidal’ın bütün uyarıları maden yöneticileri tarafından ciddiye alınmadı.

Soma Holding’e ait patlayan madende 9 yıldır çalışan Mehmet Ali Dinçer, madenden canlı çıkan sayılı isimlerden. Olay patlak verdiğinde ocağın en dip kısmındaki H panosunda 142 arkadaşıyla çalışıyordu. Saat 14.50’de yaşanan patlamanın ardından Dinçer, başından geçenleri an an şöyle anlattı: “Biz en alt galerideydik. Ekip şefi ‘Kablo patlamış, düzenli şekilde çıkışa yönelin.’ dedi. Yürümeye başladık. 10 dakika sonra bir patlama daha oldu. 2,5 kilometre yürüdük. Ana galeriye yaklaştık. Ama biz çıkışa ulaşamadan, yangının Dumanı bize yetişti. Maskeleri taktık.”

ÖLECEĞİZ DİYE ABDEST ALDIK

“Girişte yangın olduğu için bir süre durduk. Ayak içi diye tabir edilen, kömürün çıkışa yönlendirildiği kısma geçip beklemeye başladık. Ama maskelerdeki oksijen tükendi. Bu sebeple dışarıdan içeriye temiz hava pompalayan sistemin borularını kırarak idareli şekilde nefes almaya çalıştık. Bazı arkadaşlarım oksijen bittiği için maskeleri çıkarıp attı. Ben atmadım. Delip açtığımız temiz hava borusu yetersiz kaldı. Çünkü maskeleri çıkaranlar zehirli havayı solumaya da başladı. 2 saat sonra 142 kişiden 100’ü zehirli havadan bayılıp kendinden geçmişti. Ölme ihtimalimiz güçlendiği için arkadaşlarla yerdeki su birikintisinden abdest aldık. Bir yandan da nefesimi hatta hareketlerimi bile en aza indirerek enerjimi verimli kullanmak istedim. 3 saat kımıldamadan bekledim. Çok az ve yavaş nefes alıyordum. Ancak öleceğiz endişesiyle sağa sola koşturanlar, nefeslerini daha hızlı tüketti. Saatler tükendikçe arkadaşlarım birer birer düştü.”

“Saatler geçtikçe 6 kişi kaldık. Saat 20.00 civarıydı. Eşim ve iki kızım aklıma geldi. Öleceksem de sonuna kadar direnmeye karar verdim. Ama bir süre sonra vücudum hareketsiz kaldığı için uyuşmaya başladı. Şuurumu kaybetmeye başlamıştım. 2-3 arkadaş yanıma gelip iyi misin anlamında işaret yaptılar. Kollarımdan tutup kaldırdılar. İçeriye temiz hava basıldığını anladım. Bu hava değişikliği bize ümit verdi. O an kurtulacağımıza inandım. Sonra yavaş yavaş yürümeye başladık. 50 metre yürüyüp sonra dinleniyorduk. Hepimize bir güç geldi. Madende havanın bir girişi bir de çıkışı var. Yukarıdan havanın geliş ve gidiş yönlerinin ters istikamete değiştirildiğini anladık. Girişe kadar yürüdük. Kirli havanın çıkması için yönlendirilen kısma yürüdük. Artık kurtulacağımızı biliyorduk. Gerisini hatırlamıyorum.”

‘Ölümüm bu madende olacak’ diyordu

Madende gerçekleşen patlama ve yangının sebebi konusunda Mehmet Ali Dinçer’in verdiği bilgiler çok ciddi. Yangında hayatını kaybeden elektrik teknisyeni arkadaşı Ergün Sidal’ın, madendeki elektrik aksamında sorunlar yaşandığını, kabloların trafoların yükünü çekemediği için sık sık arızalandığını faciadan önceki günlerde sürekli olarak gündeme getirdiğine dikkat çekiyor. Sidal’ın olaydan 17 gün önce durumun vahametini çözdüğünü ve maden yönetimine durumu anlatmak için gittiğini belirten Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kablo tertibatının tamamen değişmesi gerektiğini söylüyordu. Her gün gidip, yönetime dil döktü, anlattı. Kavga etti. Ama bir türlü dinlemediler. Yönetime ‘Burada büyük felaket olacak, kimse bunun altından kalkamaz.’ diyordu. Bana da bir defasında, ‘Bir gün ölümüm bu madende olacak, buna yanıyorum.’ diye dertlenmişti. Sidal olayı çözdü; ama kimseye dinletemedi.”

Faciadan 10 gün önce oksijen miktarının azaldığı bir galeride 3 arkadaşıyla çalıştıklarını belirten Dinçer, “Önce fanlar tekledi. Sonra durdu. Biraz sonra yeniden çalıştı. Önemsemedim. Ancak yine durdu. Sonra gözümü hastanede açtım.” diyor. Fanlar arızalandığı için oksijensiz kalan Dinçer, Soma Devlet Hastanesi’ne, 3 arkadaşı da Bergama’daki hastaneye kaldırılmış. Dinçer, “Ben o zaman bunun elektrik sorunuyla bir ilgisinin bulunduğunu düşünmemiştim. Ama elektrik sisteminde sorun olduğu açık.” vurgusu yapıyor.

Birçok arkadaşım öldü sanılarak bırakıldı

Kazadan kurtulan işçi arkadaşlarıyla konuştuğunu kaydeden Dinçer, “S panosundaki 140 kişiden kurtulan olmadı. Onların yanlış yönlendirildiğini duydum. Onlara ‘geçici duman’ denilip geri gönderilmiş. Aslında biz daha dipteydik. Onların kurtulma ihtimali daha güçlüydü.” değerlendirmesi yapıyor. Dinçer’in verdiği bir bilgi ise skandalın boyutlarını gözler önüne seriyor. Faciaya ilk müdahalenin yanlış yapıldığını belirten Dinçer, kendilerinin kurtulduğu H galerisinde birçok arkadaşının öldü sanılarak bırakıldığını iddia ediyor: “Yangından sonra madene ilk giren yetkili, ‘Bunlar için yapacak bir şey yok.’ demiş. Halbuki arkadaşların çoğu yaşıyordu. Sadece bayılmışlardı. Eğer yangından sonra içeri ilk gelenler yanlarında gaz maskesi getirseydi birçok kişi şu an yaşıyordu.”

Firma yetkilisi gelip para teklif etti

Daha önce madende bulunan ve özelleşmeden sonra kaldırılan güvenli odada yedek gaz maskelerinin de bulunduğunu belirten Mehmet Ali Dinçer, “Güvenli odayı kaldırdılar. Maliyeti de insanlığı da düşürdüler. Bu bölge olsa tıpkı Şilili madenciler gibi herkes kurtulurdu. Çünkü birçok kişi gaz maskesi yetmediği için öldü.” diyor. Ölü sayısının saklanmasına da “Herkesin bildiğini milletten neden saklıyorlar?” diye tepki gösteriyor. Dinçer’in açıkladığı bir başka bilgi ise kan donduracak türden: “Madenden çıktığımda firmadan gelip bana 1000 lira vereceklerini söylediler. Bunca ölüm varken para konuşmalarına şaşırdım. Bu insanların bedeli ödenemez.”

Eşimle her gün helalleşiyordum, artık madene tövbe ettim

Mehmet Ali Dinçer’in evinde buruk bir sevinç var. Birçok arkadaşının evine ateş düşmüş çünkü. Dinçer’in eşi Şerife Dinçer, “Onu bize Allah bağışladı. Bunun başka bir açıklaması yok. Kızlarıma Allah acıdı.” diyor. Madencilik hayatının son 9 yılını Soma madeninde geçiren Dinçer, her Sabah kızları Melek ve Melisa’yı öpüp eşiyle vedalaşarak işe gittiğini belirtiyor. Emekliliğine 3 yıl kaldığı halde işi bırakacağını söylüyor: “Ablam, maden patlayınca, benim için ‘kolu bacağı olmasın ama yeter ki canlı çıksın’ diye dua etmiş. Bu yükü kaldırmak artık mümkün değil. Madene tövbe ettim. Tazminatımı alıp işi bırakacağım. Bunun sonu yok.”

MHP'DEN ŞOK İDDİA: ÖLEN İŞÇİ SAYISI 346

MHP'den şok iddia: Ölen işçi sayısı 346
MHP’nin Soma faciasının ardından bölgede inceleme yapması için gönderdiği heyetin bir ön rapor hazırladığı öğrenildi.
Sadece Türkiye’yi değil, dünyayı yasa boğan Somafaciasının üzerinden 4 gün geçti. Ancak hâlâ cevabı bulunamayan sorular var. Bunlardan biri facianın sebebi. Diğeri ise olay anında kaç kişinin madende olduğu, kaçının kurtarıldığı, kaçının şehit düştüğü. Medyaya yansıyan rakamlar çelişkili. 500’den fazla madencinin hayatını kaybettiği iddiaları doğrulanmadı. Resmi açıklamaya göre 298 madenci hayatını kaybetti. 18 madenci ise kayıp. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, meseleyi 301 madenciyle ‘nihayetlendirebileceklerini’ söyledi.

MHP’nin facianın hemen ardından bölgede incelemelerde bulunmak üzere bir heyet oluşturduğu öğrenildi. Edinilen bilgilere göre heyet faciayla ilgili bir ön rapor yazma hazırlığında. Heyette yer alan isimlerden biri de Manisa Milletvekili Erkan Akçay. Çok önemli tespitlerde bulunduklarını anlatıyor. Özellikle ölü sayısıyla ilgili kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini söylüyor. Akçay, Kırkağaç’taki soğuk hava deposundan 346 cenazenin sahiplerine teslim edildiğini ileri sürüyor. Bu bilgi heyetin raporunda da yer alacak. Erkan Akçay, “Çarşamba günü akşam saatlerinde Kırkağaç’taki soğuk hava deposuna gittim.  Bana, ‘346 cenazenin ailelerine teslim edildiği’ bilgisi verildi. Bunu birkaç yerden de teyit ettirdik. Oysa cenaze sayısı 284 olarak açıklanıyor. O halde bize verilen 346 nereden çıktı? Bana, milletvekili olarak verilen rakam, ‘Çarşamba 19.00 itibarıyla 346 cenazedir.’  Madende 787 kişinin bulunduğu söylenmişti ama açıklanan rakamlarda tuhaflıklar var. Spekülasyon peşinde değiliz ama bu rakamların gerçeğini öğrenmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

MHP lideri Devlet Bahçeli de önceki günkü Soma ziyaretinin ardından, ölü sayısıyla ilgili farklı rakamların ortada dolaştığı üzerinde durmuş, nihai olarak devletin rakamlarına itibar edilmesi gerektiğini söylemişti. MHP’nin raporunda, kazanın sebebine ilişkin herhangi bir bilgi ise bulunmuyor.

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel de önceki günkü açıklamasında benzer ifadeler kullanmıştı. Özel, “Ben olaydan sonra buradan hiç ayrılmadım ve ilk günden beridir söylüyorum; 340’ın altında bir kayıp beklemiyoruz. 450’ye çıkmasından endişe ediyoruz.” demişti.

Heyetin bir diğer tespiti de asayişe ilişkin oldu. Vatandaşların üzüntülerini yaşadığı, yüzlerce evde cenaze bulunduğuna dikkat çekiliyor. Buna rağmen bir asayişsizliğin olmadığı üzerinde özellikle duruluyor. Provokatif bazı unsurların taban bulamadığı ifade ediliyor.


Zaman

Soma'da 300 can alan madenin asıl sahibi devlet çıktı

Soma'da 300 madencinin can verdiğiği facianın yaşandığı maden ocağının sahibi devlet çıktı. Rotahaber, hükümet yetkililerinin, facianın ilk gününden itibaren bu bilgiyi gizleyerek sorumluluktan kaçmaya çalıştığını ortaya koyan belgeye ulaştı. İşte o belge...

AHMET MEMİŞ / ROTAHABER - Soma'da 300 madencinin hayatını kaybettiği katliam gibi kazayla ilgili gizlenen ayrıntıya Rotahabr ulaştı. İlk günden itibaren yetkililer tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalarda özel şirkete ait olduğu belirtilen maden ocağının devlete ait olduğu ortaya çıktı.
 
Kazanın ilk duyulduğu andan itibaren yapılan açıklamaların tamamında facianın gerçekleştiği maden ocağının Soma A.Ş'ye ait olduğu ve Rödövans sistemiyle bu şirket verildiği açıklandı. Ancak Rotahaber, söz konusu maden ocağının devlete ait olduğunu ve Rödövans değil hizmt alımı yöntemiyle Soma A.Ş'ye verildiğini gösteren Danıştay raporuna ulaştı. 
Danıştay'ın "Türkiye Kömür İşletmeleri Ege Linyit İşletmesi" başlıklı 2012 tarihli raporunun başında, Soma'daki TKİ'ye yani devlete ait ocaklarda 4 şirket üretim yaptırıldığı, bunlardan üçünün rodövans, birinin ise hizmet alımı sözleşmesiyle faaliyet yürüttüğü belirtiliyor. Raporun devamında hizmet alımı yöntemiyle faaliyet gösteren şirketin ise Soma A.Ş olduğuna dikkat çekiliyor.
 
ÇIKARILAN TÜM KÖMÜR DEVLETE GİDİYOR
 
Danıştay raporunda dikkat çeken bir diğer nokta is Soma AŞ'nin facianın yaşandığı madende çıkardığı kömürün tamamının devletin gidiyor olması. Yani Soma A.Ş çıkarılan kömürden özel sektöre bir ton dahi vermiyor. 
 
MADEN OCAĞININ DEVLETE AİT OLDUĞU GİZLENİYOR
 
Sayıştay raporunda maden ocağının devlete ait TKİ'ye ait olduğunun Sayıştay raporunda açıkça belirtilmesin rağmen bu ayrıntı facianın ilk gününden itibaren yapılan açıklamalarda özellikle gizleniyor.
 
Hükümet yetkililerinin facianın ilk gününden itibaren şirketin sorumluları hakkında açıklama yapmamasının altında da bu neden yatıyor.
 
 
HÜKÜMET SORUMLULULUĞU SADECE ŞİRKETE YIKARAK KENDİNİ 
 
KURTARMAYA ÇALIŞIYOR 
 
Kamuoyunda sorumluların bulunmasına yönelik çağrıların ve tepkilerin dünden itibaren yoğunlaşarak artması üzerine, özelelikle AK Parti'ye yakın gazeteciler sorumluluğunu sadece Soma A.Ş.'nin üzerine yıkarak hükümeti kurtarmaya çalıştıkları dikkat çekiyor. Ancak Danıştay raporu faciada asıl sorumlunun maden ocağının sahibi olan devlet olduğunu ortaya koyuyor.
 
HABERİMİZ BASIN TOPLANTISINDA DOĞRULANDI
 
Soma A.Ş sahibi Alp Gürkan haberimizin yayınlandığı sıralarda düzenlediği basın toplantısında kendisine yöneltilen bir soru üzerine madenin kendisine ait olmadığını söyleyerek haberimizi doğruladı.
 
KAYNAK: ROTAHABER


O Maden Ocağı, Meğer "Devletinmiş!"

O Maden Ocağı, Meğer "Devletinmiş!"
Yaklaşık 300 madenciye mezar olan Soma'daki madenin, Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından, hizmet alımı yoluyla, SOMA AŞ.'ye verildiği ortaya çıktı. Bu da hükümetin cezai ve hukuki sorumluğu olduğu anlamına geliyor

ÖZEL | SANSURSUZHABER
SOMA'DAKİ MADENİN SAHİBİ "ENERJİ BAKANLIĞI" ÇIKTI!
Tarihinin en acı günlerini yaşan madencilik sektörü, Soma kazasının perde arkasını ortaya çıkarmaya çalışıyor. Sorumlu kim ya da kimler? Önlemler alınmadı mı? Maliyetleri düşürmek için, insan canı gözardı mı edildi? Ve tüm bu eksiklerin sorumlusu kim?
belge-maden.jpgÖNCEDEN CİNER GRUBUNA AİTMİŞ...
SANSÜRSÜZ HABER, kazanın olduğu ocağın nasıl işletildiğine dair Sayıştay raporlarına ulaştı.  O raporlarda, 75153 Nolu ruhsata sahip olan ocağın daha önce CİNER Grubu tarafından işletildiği görülüyor.  O dönemde de hizmet alımı yoluyla işletilen ocak, yine hizmet alımı yöntemiyle çalıştırılmak üzere SOMA AŞ.'ye devredilmiş.
RÖDOVANS MI, HİZMET ALIMI MI?
Kazanın olduğu ilk andan itibaren madenin, rödovans yöntemi ile Soma AŞ.'ye verildiği söyleniyordu. Ancak Sayıştay raporlarında, madenin hizmet alımı yoluyla işletildiği ortaya çıktı. Rödovans ile işletilen madende işletmeci, işçilere karşı sorumlu. Hizmet alımında ise işleten şirketle birlikte, Türkiye Kömür İşletmeleri de  hukuki ve cezai sorumluk taşıyor. Bu durumda İş güvenliği önlemlerin alınmamasından da sorumlu olan sadece işletmeci şirket değil, aynı zamanda TKİ oluyor...

belge-maden2.jpgMADENİN ASIL SAHİBİ ENERJİ BAKANLIĞI...
Türkiye Kömür İşletmeleri ise  bir kamu iktisadi teşebbüsü. Enerji Bakanlığı'nın ilgili kuruluşu... Yani bu işletmenin üstlendiği işlerde, Enerji Bakanlığı'nın sorumluluğu sözkonusu. 3154 sayılı Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanunun 5. maddesinin 2. paragrafında Bakanın görevleri şöyle sayılıyor.
Buna göre Sayın Bakan :
Madde 5 – Bakan, Bakanlık kuruluşunun en üst amiridir ve Bakanlık hizmetlerinin mevzuata, hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumludur.

Bakan, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup, Bakanlık merkez teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.
AKP'NİN KÖMÜRÜ, BU MADENDEN...
Sayıştay raporlarında yer alan bir başka dikkat çekici nokta da üretilen kömürün bir bölümünün, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu'na aktarılması...
VELİ AĞBABA: ”BİR VELİ GÖÇER BULUP,KURTULAMAZLAR!"
SANSÜRSÜZ HABER, Soma'da incelemelerde bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ile konuştu. "Bu işin sorumlusu Hükümet"diyen Ağbaba, şu yorumu yaptı...
"Şimdiye kadar özelleştirme mantığı ile bu işleri yaptılar, şimdi sorumluluktan kaçıp başkalarının üzerine yüklemeye çalışıyor, bu işin fıtratında ölüm var diyorlar.  Dünyada en çok ölümlerin olduğu ülke Türkiye. Ölümlerin temel sorumlusu da Hükümettir.
"BAŞBAKAN DA SORUMLU"
Başbakan da sorumlu , baştan aşağı yanlış bir sistem yarattılar. Madenlerde  özelleştirme de taşeronlaşma da yanlış. Hükümet tam anlamıyla sorumludur. Yalova depremindeki gibi bir Veli Göçer bulup kurtulamaz. Duble yol yaparken hükümet yapıyor, iş kazası olunca müteahhit neden oluyor.... Bu anlayış yanlıştır... Zaten yüzlerce işçinin öldüğü olay bir iş kazası da olamaz.
"ÖLÜ SAYISI ÇOK DAHA FAZLA"
Bu olayda herşey şaibeli, ölenlerin gerçek sayısı bilinmiyor. Bildikleri  halde gizliyorlar rakamları söylemiyorlar.  Bizim duyduğumuz, yaklaşık 430 madencinin öldüğü yönünde...
Bu konuda bile vatandaşın kafasında kuşku varsa, bu kuşku sorumluların  istifa etmeleri için yeterlidir. Oraya gidip, çocukları, adamları döverek, basına ambargo koyup, tehdit ederek bu iş çözülmez. Bu işin sorumlusu Hükümettir, başka yerde aranmasın! Hem siyasi hem hukuki sorumluğu var!"
Burcu Oral Evren | SANSURSUZHABER.COM

10.05.2014

Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar Ve Eğrisiyle, Doğrusuyla Atatürk; "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" ve "Türklerin Damarlarındaki Asil Kanla" kast edilen Nedir? ve Sloganlaşmış Bu Kalıplar Ne Kadar Irkçıdır???

Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar Ve Eğrisiyle, Doğrusuyla Atatürk

"Ne Mutlu Türk'üm Diyene" ve "Türklerin Damarlarındaki Asil Kanla" kast edilen Nedir? ve Sloganlaşmış Bu Kalıplar Ne Kadar Irkçıdır???


Sayın Mustafa Kemal Atatürk hakkında kuşkusuz çok fazla ön yargı var. Bunun yanında bence onun da hataları oldu. Devamında Ata vefat ettikten sonra, özellikle kendilerini ulusalcı yada milliyetçi diye tanımlayıp kamufle eden kesimlerin ve ileri gelen Asker ve Siyasetçi devlet adamlarının katıksız ırkçı tutumları yüzünden, Atatürk hep töhmet altında kaldı.

"Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur" yada "Benim yaradılışımda bir mükemmellik varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdendir" nedir ya? şimdi ülkenin gidişatı kötü, şimdi ben Türk değilsem bende o kudret yok mu? Ben birşey yapamam mı? Ben gerekli vasıflara sahip değil miyim? Bu sözler Atamızın belkide yaptığı en büyük hatalarındandır.

Akabinde ben Türklüğün bir hediye yada ayrıcalık olduğunu düşünmüyorum. Böyle birşey mümkün müdür? Mantıklı mıdır? Düşünsene ben Türk doğduysam ne mutlu bana ama Türk doğmadıysam Kutsanmak için "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" demem gerekiyor, gariptir ama öyle. Ne Murlu Türküm Diyene dersen bizdensin diyen bir kitle var. Farzetki Dedim bu seferde sen Türk müsün? Neden öyle diyorsun, ne ayaksın oğlum sen der bu aynı kitle. Gelin görünki bu sloganlaşmış kalıbın böyle bir tutumla alakası olmadığını bu arkadaşlara anlatmak deveye hendek atlatmaktan zormuş.

Anlamadılar gitti "Türklük Türkiye'de Manevi Bir Değerdir Kanla Alakası Yoktur" Türkiyede ortalama 75 milyonluk nüfustan gerçek Türkleri toplasan yarım milyon çıkmaz. Türk ırkı çekik gözlüdür, yağız tenlidir. Kaçımız böyle? Alakamız bile yok. Bir kısmımız Türk'ten çok Araplara, bir kısmımız Avrupalılara benziyor. 75 Milyonu topla, çarp, böl yarım milyon Türk çıkmaz. Türk görmek istiyorsanız, Türkistan'a gidin. Orada hala birçok saf kan Türk yaşıyor. Kısacası "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur" ve "Benim yaradılışımda bir mükemmellik varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdendir" baştan sona yanlıştır savunabileceğim bir yeri yok, neresinden tutayim?

Velakin "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" ilk bakışta herkese itici gelir, doğaldır. Çünkü bunu duyduğumuz zaman beynimiz direk bunu "Ya Türksün, Yada Hiçsin" olarak yorumlar. Bu çok normaldir fakat bu o kadar basit ve ön yargılı bir algıdırki koca bir ırk'a antipatiyi, kinci bir tutumu beraberinde getirir.

Aslında kimsenin Ne Mutlu Türk'üm demesine gerek yok. Misal sen Kürt'müsün "Ne Mutlu Kürt'üm Diyene" diyebilirsin, bundan dolayı ırkçı olmazsın yada senin Irkını bu kadar sevdiğin için kimse senden hesap soramaz. Bunu demen için Irkının Şanlı bir tarihinin olmasına yada büyük zaferler kazanmış olmasına bile gerek yoktur. Sen eğer Kürt olmaktan gururluysan, mutluysan de be kardeşim, sana deme diyen mi? Var, de tabi içinde kalmasın. Bak diyen diyor. kim hesap sorabiliyor.

Milliyetçilikle, Irkçılık çok apayrı tanımlardır. Milliyetçilik Hadislere mashar olmuş bir değerdir. Milletini çok sevmekten gelir, kendi ırkını diğer ırklardan üstün görmekten gelmez. Eğer öyle olsaydı adı ırkçılık olurdu, arada uçurumlar var. Milliyetçiliktede, Irkçılıktada milletini çok sevmek vardır ama Milliyetçilikde milletini diğer ırklardan üstün görmek yoktur, fanatizm yoktur, kayırmaca yoktur. İşte böyle bir insansan milliyetçisin, tersiysen ırkçısın.

Kısacası Ulu Önder Sayın Mustafa Kemal Atatürk "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur" ve "Benim yaradılışımda bir mükemmellik varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdendir" kalıplarıyla hatalıdır "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" kalıbıyla yanlış anlaşılmıştır.

Malesef zamanında yaşamış bir Askeri, bir Kahramanı, bir Devlet Adamını, bir Lideri tek bir ırka mal ederek diğer ırklara piç muamelesi yapıldı ve Atatürk hiç olmadığı kadar ırkçı gösterilmeye çalışıldı. Onunda bir insan olduğu gerçeği göz ardı edilerek hataları olabileceği ihtimali tartışılmaya kapatıldı. Eğer zamanında Atatürk hakkında insanlar çekinmeden fikirlerini beyan edebilseydi, Tanrı'nın bile varlığının tartışılmaya açıldığı şu devirde, insanlar arasında tartışıp neyin doğru, neyin yanlış olduğunun kararına varabilseydi, bugün bazı insanlar Atatürk'ün ırkçı olmadığını, Tüm halkları kucaklayan bir Baba olduğunu anlarlardı ve onu hatalarıyla severlerdi, sayarlardı...


ECZUN

17.04.2014

AKP'li Yandaşların Milyarlarca Vergi Borcu Tek Kalemde Böyle Sıfırlandı




Kazançlarımızı ödediğimiz vergiye bakarak “kutsayan” Maliye Bakanlığı, “yandaşların kazançlarının kutsanmasına gerek olmadığına ilişkin” haberler üzerine açıklama yaptı. Her ne hikmetse bu haberi daha önce de yalanlamış olmasına karşın mahkemeye giderek haberi tekzip etme yerine yine suyuna tirit bir açıklamayla yalanlama yolunu tercih etmiş.
İlginç değil mi?
Bakanlık neden Haziran ayında da yalandığı bu haber için mahkemeye gitmemiş?
Yanıtlayalım: Çünkü mahkemeye gitse, takkeler düşecek belgeler görünecekti.
Aslında Maliye Bakanlığı’nın bu tür belgelerin ortaya çıkmasından çekinmesine gerek yok. Nasılsa, -son seçimler ortaya koydu ki- TC’yi zimmetlerine geçirseler bile, bunu “Hüülllloooggg” diye karşılayacak, her kula nasip olmayacak bir seçmen kitlesine sahipler.
Hikmetinden sual olmaz” devlet büyüğümüzün yerel seçimlerin arifesinde nefret tohumlarını avuç avuç miting meydanlarında saçarken, bir taraftan da “Twitter’ın kökünü kazıma” projesi çerçevesinde uygulamaya koyduğu Twitter yasağını, Anayasa Mahkemesi sonlandırmıştı.
Zaten yasak getirilmişti ama herkes çatır çatır, internetin ele avuca sığmaz medyası Twitter’da fink attı. Üstelik kendi yandaşlarından yasağı çözecek kapasitede olanları bile “patron”un yasağını iplemedi.
Tüm dünyanın da tepkisini çeken bu uygulamanın aslında AKP’nin “demokrat yüzünü” gösteren gerçek bir ayna olduğunu, bizlerin yıllardır anlatamadıklarımızı Twitter yasağının bi kalemde ortaya döktüğüne mim koyup devam edelim:
VERGİ KAÇAKÇISI TWITTER


Bu derme çatma bahanelerdeki zırvaları fark eden AKP yöneticileri, “alemlerin efendisi”ni uyarmış olmalılar ki, bu kez Twitter’ı kapattırmak için “vergi kaçırıyorlar” bahanesi tedavüle sokuldu.
Öyle ya, Twitter madem buradan para kazanıyor, onlar da kazançlarını “kutsal” yapmak için vergisini ödemeliydi. Kim itiraz edebilir bu gerekçeye? Hiç kimse. Zaten itiraz eden de çıkmadı.
Ama “münafık gazetecilerin” ağzı torba değil ki büzesin. Vergi kaçırma gerekçesine “tencere dibin kara” kontenjanından, AKP yandaşı işadamlarının vergi borçlarının silinmesine, güdükleştirilmesine ilişkin haberler manşetlere çekildi.
İşte Maliye Bakanlığı’nın itirazı burada devreye girdi. Bakanlık, Taraf’ın 'Kendi kuşuna vergi kondurmuyor' manşetine, üç beş takoz cümle ile cevap verdi. “Haberde yer alan  unsurlar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmayan asılsız iddialardır” diyen Maliye Bakanlığı’na göre, Taraf Gazetesi bu haberi ilk olarak 24 Haziran 2013 tarihinde de gündeme taşımış ve Bakanlık da “aynı tarihte sert bir şekilde yalanlanmış”tı. “Gazetenin yalanlanmış bu haberi farklı kurgularla ve ısrarla tekrar tekrar gündeme taşıması da ayrıca manidar”dı.
ÇIĞRINDAN ÇIKAN DENETÇİLER


Vergi uzlaşmaları konusunun sürekli gündeme gelmesi AKP’lileri rahatsız ediyor. Hatta, AKP Grup Başkan Vekili Nurettin Canikli; geçtiğimiz Mayıs ayında Sayıştay’ın yetkilerinin sınırlamaya dönük AKP girişimlerinin, Sayıştay denetçilerinin vergi uzlaşmalarını incelemeye kalkışmalarından kaynaklandığını açıkça itiraf etmişti. Sayıştay denetçilerinin, ilgisiz birimleri sorguya aldıklarını, 1960'tan beri yapılan vergi uzlaşma ve Hazine borçlanma kayıtlarını dahi istediklerini kaydeden Canikli’ye göre Sayıştay denetçileri, “Çığırından çıkmış”tı. “Krallıksa işte bu krallık” diyen Canikli, ”Bu hatayı yapan biziz, vesayet sistemi oluştu” diye de eklemişti.
Yani Canikli ve yurttan sesler AKP korosuna göre, “vergi uzlaşma tutanaklarını Sayıştay denetleme elemanları inceleyememeli, bu silinen vergilere ilişkin bilgi ve belgeler yen içinde kalmalı”ydı.
Habere dönecek olursak, “hükümetin Twitter’ı yıllık 15 milyon lira düzeyindeki vergisini ödemediği gerekçesiyle kapattığı” belirtilerek, “AKP yanlısı medya kuruluşlarının 608 milyon liralık vergi cezasının tek kalemde silindiği”ne işaret ediliyor ve “bunun da Twitter’ın 40 yıllık vergi borcuna eşit olduğu” vurgulanıyordu.
BOL BOL SIFIRLAMA
Maliye Bakanlığı’nın yalanladığı bu haberi bir tarafa bırakıp, elimizdeki belgeleri konuşturalım:
Bakanlık vergi borcunu affetme konusunda, “Milletin a..’na koyan” işadamının sahibi olduğu Cengiz İnşaat’a oldukça cömert davrandı. Maliye Bakanlığı Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nun 29 Aralık 2010 tarihli ve 2010/42 tarihli kararına göre, şirketin tam 424 milyon 478 bin 437 TL’lik vergi borcu kelimenin tam anlamıyla “sıfırlandı”.
Kanal A’nın sahibi olduğu Elektromed’in cezaları ile birlikte 139 milyon 80 bin 649 TL’lik vergi borcu ise yine bakanlığın Uzlaşma Komisyonu’nun 17 Ağustos 2010 tarihli ve 2010/36 Karar sayılı Uzlaşma Tutanağı’na göre, 5 milyon 845 bin TL’ye indirildi.
Albayraklara gelince… Yeni Şafak Gazetesi’nin de sahibi olan Albayrak Grubu’nun toplam 100 milyon 368 bin 40 TL’lik borcu, Maliye Bakanlığı Merkezi Uzlaşma Tutanağı’na göre, komisyonun 21 Eylül 2010 tarihinde yaptığı ve 2010/39 sayılı kararı ile 1 milyon 220 bin 322 TL’ye düşürüldü.
Vergi borcu indirilen, vergi ceza tutarı sıfırlanan bir başka firma olan Türkerler İnşaat ise, Vergi Usul Kanunu’na göre vergisini üç yıl ertelemek istedi. Ancak Sayıştay denetçileri “erteleme şartları oluşmadığı” gerekçesiyle hemen ödeme yapmaları gerektiğini belirten rapor hazırladı.
Bunun üzerine Türkerler İnşaat ile bir araya gelen Komisyon, 23 milyon 954 668 TL vergi anaparasını 6 milyon 918 bin 298 TL’ye indirdikten sonra 35 milyon 992 bin 3 TL’lik ceza tutarını da “sıfırladı”.
Görüldüğü gibi, gündemimize tape’lerle giren “sıfırlama” mevzuu aslında Maliye Bakanlığı Uzlaşma Komisyonu’nun uzun zamandır yandaşlar için tepe tepe kullandığı, Maliye müfredatının seri sonu kavramıymış.
Nedense bizlere kazancımızı kutsal kılmak için vergimizi tıkır tıkır ödemek düşerken, din ve kutsal değerleri sadece kendi mülkiyetinde gören iktidarın yandaşlarına ise bu “kutsal kazanç” fırsatından “yırtmak” düşmüş.
İşte Maliye Bakanlığı’nın yalanladığı ama Uzlaşma Komisyonu’nun da Maliye Bakanlığı’nı yalanladığı tutanaklar:
(BELGELERİ BÜYÜTMEK İÇİN LÜTFEN ÜZERİNE TIKLAYINIZ)







Derya Kırıcı
deryakirici@gmail.com

Odatv.com

Mit'i Devlet içinde Devlet Haline Getirecek Olan Yasa Meclisten Geçti Cumhur Başkanının Onayını Alırsa Mit Bu Yeni Sınırsız Yetkileriyle Sade Vatandaşlara Ne Yapabilir?

MİT Yasa Teklifi'nde neler var?

Bu haber hepimizi ilgilendiriyor, izleyiniz...

Ajanslara düşen haber şöyle;
“TBMM'ye verilen MİT Kanunu'nda değişiklik yapılmasına ilişkin teklifle, MİT Kanunu diğer tüm kanunlardan daha üstün olacak…

Teklife göre MİT akla gelebilecek her türlü bilgi, belge, veri, kayıt ve arşiv belgelerini istediği resmi veya özel tüm kurum ve kuruluşlardan alabilecek. Bir nevi, Yargı da MİT'e bağlanmış olacak(Vatan)”…


Ajansların MİT Yasa teklifi üzerine ilk yorumları şöyle;

“MİT akla gelebilecek her türlü bilgiyi toplayabilecek…
MİT akla gelen herkesi dinleyebilecek…
MİT yargı elinde bulunan tüm soruşturmaları izleyecek ve haberdar olacak…
MİT akla gelen herkes için sahte belge düzenleyebilecek, sahteliği ispatlanırsa eğer, o kişiler kendini kurtarabilecek…
MİT akla gelen devletin tüm kurum ve kuruluşlarındaki gizli bilgi ve belgeleri isteyebilecek ve depolayacak”…

Ve MİT isterse ve siz vermeseniz suç!
Ve MİT isterse ve siz verirseniz, suç değil!


İyi güzel de, hukuk devleti olması gereken ülkemizde, tüm kurum ve kuruluşlardan bilgi isteme yetkisi, bir tek savcı ve hakimlere verilmiş…
İşte Ceza Muhakemesi Kanunu;

“Madde 161 - (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki Maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir”.

Nasıl olacak şimdi bu?


Bu teklife göre bankalar, finans kuruluşları, tapu, vergi daireleri, özel şirketler, dernekler, sendikalar hatta siyasi partiler bile MİT'in istediği bilgi ve belgeyi hemen vermek zorunda olacakmış…

Teklif yasalaştığında bütün vatandaşların bankalardaki hesaplarındaki hareketler, sağlık bilgileri, tapu dairelerindeki kayıtları, hangi otelde kaldığı, nerelere gittiği gibi bilgilere MİT kolayca ulaşabilecek. Böylece MİT siyasetçiler, milletvekilleri, gazeteciler, polisler, askerler, bürokratlarla birlikte tüm vatandaşların bütün kişisel bilgilerine ulaşabilecekmiş…

Nasıl olacak şimdi bu?
Mevcut Ceza Muhakemesi Kanunu bu yetkiyi yargıya vermiş; hakim ve savcılara…
Bu durumda AKP Hükümeti bize diyor ki; “şimdi ben aynı yetkileri MİT’e de verdim”…

Yani?
Yani MİT’e yargı yetkisi veriliyor…
Yani MİT tüm bu bilgilere yargı yetkisi kullanarak ulaşabilecekmiş…

Bağımsız yargı konusu bir yana, MİT Başbakan’a bağlı…
Görüyoruz işte Başbakan her gün MİT Müsteşarı ile görüşüyor…

Yani?
Yani MİT yargı yetkisiyle topladığı bilgileri, özel bilgileri Başbakan ve ekibine verirse…
Siyaset adamları, iş adamları, yargı adamları, ekonomi adamları, kimsenin güvenliği yok, ticaretin de özeli artık kalmayacak…
Kişisel verilerin gizliliği bir yana, Başbakan da tüm bu bilgilere ulaşabilecek…

Yani?
Siyasi ve şahsi rantlara açık bir konu…

Devam edelim…
Ajanslara düşen haberler diyor ki;
“Teklifle hiçbir kurum MİT'ten bilgi belge saklayamayacak. Buna yeni internet yasası ile kurulan Erişim Sağlayıcılar Birliği ve TİB de dahil. Buna göre MİT, herkesin hangi siteye girdiği, ne kadar kaldığı, kimlerle iletişime geçtiği gibi bilgileri içeren internet trafik bilgilerini de Birlik’ten alabilecekmiş…

Ayrıca GSM şirketlerinin yasa gereği 5 yıl tutmak zorunda olduğu kimin kimi aradığı, ne kadar süreyle konuştuğu, kime mesaj çektiği gibi detay kayıtları da kolaylıkla MİT tarafından elde edilecekmiş...

Sadece bunlar değil…
Teklifle MİT, devlete karşı işlenen suçlar ile darbe, darbe teşebbüsü, örgüt üyeliği gibi suçların yanı sıra casusluk suçlarından yürütülen tüm soruşturma ve davalardaki bilgi ve belgelerin örneğini alabilecekmiş…

Yasada MİT'in ulaşabileceği bilgi-belge konusunda herhangi bir istisna yer almadığı için devletin diğer istihbarat kurumları ile askerin gizli bilgi-belgelerine de MİT ulaşabilecek. Bugüne kadar ancak mahkeme kararıyla arama yapılabilen kozmik odalar da böylece MİT'e açılacakmış...

Nasıl olacak şimdi bu?
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre soruşturmalar gizlidir.
Gizliliğin ihlali suçtur…

Yani?
MİT devletleşiyor…
Devletin kurumlarındaki tüm gizli bilgi ve belgelere ulaşma imkanı verildiği için, MİT devlet içinde devlet oluyor…

Ve MİT emirlere uymayanlara hapis…
MİT'in istediği bilgi ve belgeleri vermeyen kişilere 2 yıldan 4 yıla kadar hapis verilecek. Hiçbir kurum ve kuruluş, kendi yasası veya diğer yasalardaki hükümleri ileri sürerek bilgi-belge vermekten kaçınamayacakmış…

Ve devletin gizli bilgi ve belgelerine verenlere koruma…
Bilgi-belge vermek durumunda kalanların ilerde yargılanmayacaklarına ilişkin yasal güvence vermek için de teklife "Bu Kanunda MİT'e verilen görev ve yetkiler çerçevesinde yapılan her türlü talep öncelikli olarak yerine getirilir, bu talepleri yerine getirenlerin hukuki ve cezai sorumluluğu doğmaz" hükmü konulmuş…
 

Ve MİT Yasası’na özel statü; mevcut kanunlardan daha üstün…

Teklifte yer alan "Bu Kanun ile diğer kanunlarda aynı konuyu düzenleyen farklı hükümler bulunması halinde bu Kanun hükümleri uygulanır" hükmüne göre kişisel verileri, özel hayatın gizliliğini ve iletişim özgürlüğünü koruyan diğer kanunlardaki hükümler MİT Kanunu karşısında geçersiz olacakmış.


Türk Milleti artık güvende olmayacak…

Teklifle ayrıca MİT'e "tüzel kişilik" kurma yetkisi de veriliyor. Teklifle "İstihbari faaliyetler için görevlendirilenlerin kimliklerini değiştirebilir, kimliğin gizlenmesi için her türlü önlemi alabilir, tüzel kişilikler kurabilir. Kimliğin oluşturulması veya tüzel kişiliğin kurulması ve devam ettirilmesi için zorunlu olması durumunda gerekli belge, kayıt ve dokümanlar ile araç ve gereçler hazırlanabilir, değiştirilebilir ve kullanılabilir" hükmü yer alıyor.

Buna göre MİT teşkilat bağlantısını gizleyerek, yani sahte dernek, vakıf, sendika, şirket vs. kurabilecek. Bunları kurarken sahte evrak da üretebilecek…

Peki, isteyen istediği hakkında sahte belge düzenleyip başını belaya sokarsa kim kurtaracak?
Kimse!
Herkes kaderiyle başa başa demektir bu…

Bu teklif yasalaşırsa…
Bu yasa Cumhurbaşkanı tarafından onanırsa…
Anayasa Mahkemesi iptal etmez ise…

Bir soru soracağız, o da şu;
MİT arşivleri İsrail’in elinde mi?
Bu arşivlerin verilmesini Başbakan mı istedi?

Neden mi sordum bu soruyu…
Sebebi şu;
Kamuoyunda “bavulcu” olarak bilinen( Gerçek olup olmadığı hala tartışılan Askeri belgeleri bavul içinde savcılığa taşıdığı için…) Mehmet Baransu’nun şu son iddiası önemli, dikkatlerden kaçmamalı; “MİT arşivlerini MOSSAD’a açtı”…
İşte o haber:
Başbakan Erdoğan’ın bu açıklamasına twitter’dan cevap veren Baransu, “Sayın Başbakan iki cambaz bir ipte oynamaz, hatırlatayım size. Öyle böcek diyerek olayı sulandırmayın Gerçeği siz de benim gibi biliyorsunuz…
Sayın Başbakan, bugün anladım ki sizden daha iyi MİT’i biliyorum. MİT arşivlerini MOSSAD’a açmıştı. Böceğe değil MOSSAD ajanlarına bak.
Bu ülke cambazın kim olduğunu da öğrenecek. Cambazları da. Sayın Başbakan siz de çok iyi bildiklerinizi öğreneceksiniz. Sayın Başbakan ben eli silah tutanlardan korkmadım. Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan’dan korkacağımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz” dedi.

Eğer ki bu haber doğruysa, o zaman şöyle düşünmeli; İsrail MİT eliyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde devlet oluyormuş gibi…

Öyle ya devletin gizli arşivlerini İsrail’e veren bir zihniyet, yeni MİT yasasıyla daha neler vermez ki…


Erdal Sarızeybek