16.04.2014

Fitch ve Moody’s'den AKP'nin yeni notunu verdi "MUCİZE EKONOMİNİN CİLALARI DÖKÜLDÜ"

 
2012 yılının Kasım ayında,Fitch isimli kredi değerlendirme kuruluşu Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyesine yani daha çok borçlanabilir seviyesine yükselttiğinde borsacısı, ekonomi bürokratı, siyasetçisi, hükümet üyesi, akademisyeniyle bilcümle piyasacılar, işte Türkiye’nin ekonomik mucizesi diyerek ülkede neredeyse Fitch bayramı ilan etmişlerdi.
Fitch’i, Moody’s takip etmiş, konuyla ilgili açıklamasında, not artırımının, ülkenin ekonomi ve kamu maliyesi alanlarında, yapısal ve kurumsal reformlarındaki ilerlemelerden dolayı gerçekleştiğini kaydetmiş, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Bu karar yerinde olduğu kadar gecikmiş bir karardır. Ekonomide attığımız doğru adımlar sayesinde ülkemizin uluslararası piyasa göstergeleri uzun süredir yatırım seviyesinde kredi notuna sahip ülkelere benzer düzeylerde bulunmaktaydı. Karar, piyasa göstergeleri ile kredi notumuzu biraz daha yaklaştırmıştır" diyerek mucizyi bir kez daha vurgulama gereği duymuştu. (http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1357777-moodys-turkiyenin-notunu-artirdi)
2013 yılı Mayıs ayı itibarıyla, artık daha fazla borçlanabilecek, borç parayla ödünç refah mucizemizi sürdürebilecektik.
"MUCİZE EKONOMİNİN CİLALARI DÖKÜLDÜ"
Bayram yaklaşık 1 ay sürdü. Mucizenin kabusa dönüşme süreci, ABD Merkez bankası FED’in, 2013 yılı sonu itibarıyla tahvil alımlarını azaltmaya başlayacağını yani ortalığa para saçma operasyonunun sonuna gelinmeye başladığını duyurmasıyla başladı.TL değer kaybetti, faizler ve enflasyon arttı, “mucize ekonominin” cilaları dökülmeye, acıda olsa gerçekler fark edilmeye başlandı.
Bu şekilde geçen bir yılın ardından, borçlanabilirlik durumumuza ilişkin ilk olumsuz sinyal değerlendirme kuruluşu Fitch’den geldi. Fitch’in, ekonomideki oynaklığa dikkat çekmesine karşın gerek notu gerekse görünümü aynı tutan kararının üzerinden bir hafta geçmeden,10Nisan günüMoody’s’den gelen,görünümün negatife çevrildiği haberi, ekonomide cilaların dökülme sürecinde yeni bir aşamaya gelindiğini göstermesi açısından büyük önem taşıyor.
Moody’s’den yapılan açıklamada; "görünümün negatife çevrilmesine gerekçe olarak, Türkiye’nin dış finansman durumu üzerindeki artan baskının, yatırımcıların yani borç verenlerin güvenini olumsuz etkiliyor olması gösteriliyor.
Tahmin edileceği gibi, not yükseltilirken alkışlayan hükümet yetkilileri, doğal olarak bu son karardan memnun olmadı. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin kredi notu görünümünü durağandan negatife çevirmesini, "Açıklamaları son derece sığ görüyorum. Derslerine iyi çalışmamışlar" diye yorumladı.
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, “…..kredi derecelendiren kuruluşlarının kredibiliteleri de çok sağlam değil, onu da vurgulamamız gerekiyor" derken, TMSF Başkanı Gül: "Son derece haksız bir karar. Moody's'i protesto ediyorum" şeklinde konuşarak, olaya farklı bir boyut kattı.
Salvador Dali tabloları benzeri görüntülerin normal karşılandığı bir ülkede, “dün dündür, bu gün de bu gün” pragmatizmiyle yetişmiş, siyasi ve bürokratik kadroların, zamanın da ruhuna uygun olarak, hem bu kuruluşların güvenilir olmadığını, derslerini iyi çalışmadıklarını söyleyip, hatta protesto edip, hem de parasını vatandaşın vergisinden ödeyerek bu kuruluşlardan hizmet almaya devam etmelerinde şaşırılacak bir şey olmadığı ortada.
“Miş” gibi yapmayada borç paraya bağımlılığın getirdiği siyasi sıkışmışlık diye yorumlamakta mümkün. Eğer gerçekten rest çekerseniz uluslararası piyasalardan borçlanmaya devam edip, ödünç refah mucizesini sürdürmeniz tümden imkansız hale gelecek. Ekonomik sorunlar vatandaşın cebine daha bir acıtıcı şekilde yansıyacak, siyasi ve ekonomik mucize algısının devamını sağlamak zorlaşacak. Karşı çıkıyor gibi yapmazsanız, ekonomideki sorunların can yakıcılığını kabul etmiş olacaksınız.
SIKIŞMIŞLIK VE PARÇALANMIŞLIK HALİ
Siyaset, dış politika ve ekonomin birbirinden ayrılmazlığının farkında olmayan, ya da şu veya bu nedenle farkında değilmiş gibi davranan politikacıların yönetiminde ülkenin 1980 sonrası getirildiği nokta tam bir sıkışmışlık ve parçalanmışlık hali.
Uluslararası sermayenin, küresel siyasi güç odaklarının desteği ve Özal-Evren işbirliğiyle,1980 Eylül’ünde sahneye konulan, son 30 küsur yılda, siyasi hırslar, spekülatif kazançlar uğruna iktidarıyla, muhalefetiyle etkisiz oyuncusu olmakla yetindiğimiz, Kürdüyle, Türküyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle kaybedeni tüm Türkiye olacak bir oyunun sonlarına yaklaşıldığı görülüyor.
Oyunu sahneye koyanlar açısından zaferi taçlandıracak son hamle, “özgürlükçü”, “demokrat”, serbest piyasacı, neo-liberal devleti kurumsallaştıracak yeni Anayasanın tüm partilerin işbirliği ile kabulünün sağlanması.
Önümüzdeki ayların yoğun siyasi gündeminde yer bulması, ilk bakışta çok olası gibi görünmese de, seçimler nedeniyle oldukça gerilmiş bulunan siyasi ortamın, görünüşte de olsa normalleşmiş gibi algılanmasına katkı sağlayacak böylesi bir gelişmenin, çok da şaşırtıcı olmayacağı kanısındayım.
Ahmet Müfit
Odatv.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder